:

:

:

HZ. PEYGAMBER DEDESİ ABDÛLMUTTÂLİB’İN HİMAYESİNDE

4 Mart 2018 Pazar 15:36
SİYER MEKTEBİ

Bu haftaki yazımızda kutlu Nebinin yaşam penceresinde kendimize bakmaya devam edeceğiz. Bu kutlu pencere bizler için bir mihenk taşı gibidir. Her konuda bizlere yardımcı olacak ve hayatımızın düzeltip düzene koyan bir mihenk taşı olacaktır.

Resulullah Aleyhisselam’ın sevgili annesinin vefatından sonra dedesi Abdulmuttalip onu himayesine almıştı. Sadık hizmetkâr, baba yadigârı Ümmü Eymen yine dadılığını yapıyordu. Abdulmuttalip her defasında ısrarla:

_Ey Ümmü Eymen! Oğluma iyi bak, onun şanı yüce olacak. Derdi. Ümmü Eymen Resulullah Aleyhisselam ’a gözü gibi bakıyordu. Dedesi Abdulmuttalib’in sevgisi ise kelimelerle ifade edilemez cinstendi. Kureyş’in büyüğü herkesin saygı ve hürmetle kusur etmediği, tekbir sözüyle yüzlerce kişinin canını feda etmeye hazır olan Abdulmuttalip küçük torunun etrafında pervane olmuştu. Küçük torunu canpares olmadan sofraya oturmaz, yemeğe dokunmazdı. Kimseye göstermediği sevgi ve hürmeti torunu için hiç çekinmeden ifade ederdi. Sofrada dizlerine oturtur, yemeğin en güzelini ona yedirirdi. Kâbe’de serili bir minderi vardı, kimse oturmaya cesaret edemez, oturan olursa çocukları tarafından azarlanırdı. İşte o mindere küçük torunu gelip oturur, amcaları onu indirecek veya kızacak olurlarsa. Abdulmuttalip:

_Oğluma karışmayın, onu rahat bırakın, kuşkusuz o kendinde bir yücelik buluyor. Derdi. Abdulmuttalip odasında yalnızken veya uyurken odasına kimse giremezdi. Ama söz konusu küçük torunu, oğlu Abdullah’ın, gelini Amine’nin emaneti olunca kurallar ortadan kalkar, eski adetler yerini yeni hükümlere bırakırdı. Belki de gelecekteki hallerine bire işaretti. Abdulmuttalip dede her fırsatta torunun şan ve şerefinin yüceliğini dillendirir bırakın oğlumu ben onun kendisinden öncede sonrada kimsenin erişemeyeceği bir şerefe ulaşacağını umuyorum. Derdi.

Abdulmuttalip torunun şeref ve üstünlüğü hakkında rüyalar görmüş, melikler ve iz okurlar torunu hakkında onu bilgilendirmiş, gelecekte birçok yerlere hükmedeceğini ve bu Ümmetin Peygamberi olacağına dair haberler vermişlerdi. Bir defasında Resulullah arkadaşlarıyla Mekke’nin bir mahallesinde oynarken yanlarından geçen Müdliç oğullarından bir grup onu yanlarına çağırdılar. Kendisinin iki ayağına baktılar yürürken izlerini takip ettiler. Sonra Abdulmuttalip ile karşılaştılar. Sarılıp kucaklaştılar. Abdulmuttalib’e.

_Bu çocuk senin neslinden midir? Diye sordular. Abdulmuttalip:

_Evet oğlumdur dedi. Müdlic oğulları onu iyi koru!  çünkü biz, makamdaki ayak izine bununkinden daha çok benzeyenini görmedik dediler. Bununla Resulullah Aleyhisselam’ın ayak izlerinin, Hz. İbrahim’in ayak izlerine benzediğini kast ediyorlardı.  Abdulmuttalip oğlu Ebu Talip’e:

_Bak! Bunlar ne söylüyorlar! İşit dedi.

Abdulmuttalip şan ve şerefine tanık olduğu sevgili torununu yanından ayırmıyordu. İstese de bunu yapamazdı zira torununda kendisine sevgiyle yönelen herkesi bağlayan bir güzellik vardı. Ona yönelen gönüllü hizmetkârı oluyor canından öte seviyordu.

Yine bir gün Kureyşlilere kuraklıktan şikâyet ediyorlardı. Aralarından biri Abdulmuttalib’e müracaat etmeyi önerdi. Zira fil vakasında duasının makbullüğüne şahit olmuşlardı. Gelip meramlarını anlattılar.

_Olur.  Dedi. Vakur adam.  Şefkatli dede Mekke’nin dışına Ebu Kubeys dağına çıkılacak dua edilecekti. Abdulmuttalib bereketini umduğu sevgili torununu da beraberinde götürdü.  Uzun dualar edildi. Kıtlık ve Kuraklığın arttığında toprağın ve bedenlerin suyunun çekildiğinde şikâyet edilendi, İhtiyaçları gideren şanı Yüce Mevla’ya iltica edildi ve duada yanında bulunan küçük torunun adını anarak onun mahrumiyetinin yüzü hürmetine kıtlığın kaldırılmasını istedi. Daha Abdulmuttalip ve de sevgili torunu oradan ayrılmadan gök yarılmışçasına yağmur yağmaya başlamış, Mekke vadisini sel almıştı. Kurumuş kemiklere, dimağlara su hayat olup gelmişti. Susuzluktan çatlayan toprak suya kanmanın hazını yaşıyordu.

     İlah-i takdir, sevgili resulünü daha anne karnında iken imtihana başlamıştı. Annesi ona hamile iken babasını kaybetmiş. Annesinin kokusuna alışamadan şefkat timsali annesinin okşayıcı kollarından hiç beklenmedik bir anda ayrılmıştı. Annesinin ardından gözyaşları dökmüştü sessizce. Nevar ki bu bir kanundu. Her doğan büyür, her yaşayan ölür.

Allah’ın bu kanunları her mahlûku kapsayan yüce kanunlardı ve herkes için aynı şekilde işliyordu belki peygamberlerin payına daha acısı düşüyordu.

 

        Selam ve dua ile

                                                                                              Akan AYÇOBAN

 

Bu yazı toplam 938 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • HZ. PEYGAMBER DEDESİ ABDÛLMUTTÂLİB’İN HİMAYESİNDE4 Mart 2018 Pazar 15:36
  • PEYGAMBERİMİZİN ANNESİNİN VEFATI9 Aralık 2017 Cumartesi 15:44
  • HZ. PEYGAMBERİN SÜTANNEYE VERİLMESİ -221 Ekim 2017 Cumartesi 11:38
  • HZ. PEYGAMBERİN SÜTANNEYE VERİLMESİ -111 Ekim 2017 Çarşamba 15:41
  • PEYGAMBERİMİZİN ANNE VE BABASININ EVLİLİĞİ25 Eylül 2017 Pazartesi 10:38
  • PEYGAMBER EFENDİMİZİN NESEBİ8 Eylül 2017 Cuma 14:06
  • PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMUNDAN ÖNCE MEYDANA GELEN MUCİZEVİ OLAYLAR22 Ağustos 2017 Salı 18:08
  • FİL VAKASI-230 Haziran 2017 Cuma 11:18
  • FİL VAKASI-117 Haziran 2017 Cumartesi 12:10
  • İSLAM ÖNCESİ ARAPLARIN SOSYOLOJİK YAPISI1 Haziran 2017 Perşembe 13:01
  • İSLAM ÖNCESİ ARAPLARIN DİNİ YAŞAMI9 Mayıs 2017 Salı 15:35
  • İSLAM ÖNCESİ DİNİ DURUM2 Mayıs 2017 Salı 14:46
  • İSLAM ÖNCESİ GENEL DURUM17 Nisan 2017 Pazartesi 11:54
  • Tarsus Medya ©2010 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Tarsus Haberleri ,Tarsus ,Tarsus Haberleri ,Tarsus Son Dakika ,Tren Saatleri ,Hava Durumu
    Oluşturma süresi(ms): 1